TOPLUMSAL KUŞAKLAR; MEKTUP, WHATSAPP ve SONRASI

23 Mayıs 2019 539 views 3

Kuşak (nesil,jenerasyon) yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, aynı dönemin koşullarını, dolayısıyla benzer sıkıntıları, kaderleri paylaşmış, benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişilerin topluluğudur. Sosyolojik anlamda bütün tanımlar, belli tarihlerde doğmuş, ortak sosyal, politik, ekonomik, teknolojik, kültürel ve benzeri olaylardan etkilenmiş, koşullar gereği benzer sorumluluklar yüklenmiş oldukları için ortak değer, inanç, beklenti ve davranışlara sahip grupları işaret eder.

Kuşaklar ve kuşaklar arası çatışmaların tarihin her döneminde var olageldiğini Aristoteles’in şu sözünden anlayabiliriz: “Günümüzde gençler denetimden çıkmış durumdalar. Kaba bir şekilde yemek yiyorlar, büyüklerine karşı saygısızlar, ana-babalarına karşı geliyorlar ve öğretmenlerini kızdırıyorlar.”

Milyonlarca insanı sadece doğdukları tarihlerle kategorize etmek çok gerçekçi olmasa da, toplumsal soyutlamalar yapabilmek için bu yola gidilmiş ve genel kabul görmüş sınıflandırmaya göre günümüzde kuşaklar beşe ayrılmıştır:

  1. Sessiz Kuşak (Silent generation)
  2. Bebek Bombardımanı (Baby Boomers)
  3. X Kuşağı (Generation X)
  4. Y Kuşağı (Millenial Kuşak, Generation Y)
  5. Z kuşağı (Milenyum/İnternet Kuşağı Generation Z)

SESSİZ KUŞAK

Sessiz kuşak; 1927-1945 arası doğmuş, en büyüğü 100, en küçüğü 74 yasında olan Cumhuriyet çocukları, yani dedeler-nineler olup, emekli veya endüstri ve diğer alanlarda çalışanı bulunmayan kuşaktır. Teknolojinin çok uzağındadırlar. İletişimde temel araçlar mektup, telgraftır. Bu kuşağın kültürel yapısında geniş aileler, yerel toplumsal gruplar ve sıkı komşuluk ilişkileri yer almaktadır. Otoriteye saygı, bağlılık, yetingenlik, uyum, çok çalışma ve toplumsal değerlere adanmışlık bu neslin başlıca temel değerleridir. II.Dünya Savaşı’nın önce korkusunu, sonra da kendisini görmüş, yetişkin erkek nüfusun önemli bir kısmının askere alınması nedeniyle zaten sınırlı olan üretimin düştüğüne, ithalat ve ihracatta kısıtlamalara, ekmeğin karneye bağlandığına tanık olmuş, Varlık Vergisi ve Milli Korunma Kanunu gibi uygulamalarla karşılaşmışlardır. İki büyük savaş arasında yokluklar içinde yetiştiklerinden hayata karşı hırslı olmuşlardır.  Yaşam felsefeleri yaşamak için çalışmaktır. Bu kuşağın toplam nüfus içindeki payı doğal olarak giderek azalmaktadır.

BEBEK BOMBARDIMANI / PATLAMA (BABY BOOMERS) KUŞAĞI

Bebek bombardımanı kuşağı; 1945-1964 yılları arasında, II.Dünya Savaşı’nın hemen sonrası artan doğum oranları ve nüfus patlaması sonucu doğan milyar bebekten hareketle bu ismi almış, aynen anne-babaları gibi yaşamak için çalışmak zorunda olan nesildir. En büyüğü 73, en küçüğü 55 yaşında olup, aynı evde çocuklarına ve yaşlanan ana-babalarına bakmak zorunda kaldıklarından sandviç kuşak da denir.

Marshall Planı ile başlayan Soğuk Savaş ve antikomünist propagandalar, dünya görüşlerini milliyetçiliğe yönelmiştir. Dünyada insan hakları ve çevreci hareketlerinin ivme kazandığı, radyonun altın çağını yaşadığı, Türkiye’nin çok partili döneme geçiş sancıları çektiği, bugün anladığımız şekliyle siyasal kutuplaşmaların yeşerdiği bir döneme doğmuşlardır. Dönemin önemli olayları; 1950’de Demokrat Parti’nin iktidara gelişi ve liberal ekonomiye geçiş, ABD ile ilişkilerin yukarı çekilip NATO’ya giriş ve Türkiye’nin ilk askeri darbe ile tanışmasıdır.

Önceki neslin tutumluluğunun aksine, büyüme, refah, mal ve hizmetlere özlem duygusunun, yüksek gelir elde etme isteğinin öne çıktığı, üretici odaklıbir dönemdir. Bu neslin bir kısmı, pop group popüler yaşama yönelmiş, bir kısmının da toplumsal düzen, tüketim ve şiddet karşıtı apolitik hippielere katıldığı görülmüştür. Neslin özellikleri arasında kuralcılık, bağlılık duygularının yüksekliği, çalışkanlık, idealistlik, yetingenlik, uzun çalışma saatlerine uyum vardır. Uzun süreli istihdam anlayışıyla çalışmışlar; bu yönden işkoliklik, yetki tutkusu ve bencillik gibi olumsuz özellikler de eklenmiştir. Çalışma yaşamında bu kuşağın öncelikli tercihi ücret olmuş, kendi motivasyonlarını kendileri sağlamışlardır. Teknoloji bir kısmına yakın, diğerlerine uzak kalmıştır. Öyküler anlatmayı sevmişler, satın alma davranışlarında ürünün işlev ve yararlarını esas almışlardır. En idealist olanları toplumsal haksızlıklara karşı çıkıp 68 hareketlerinin kahramanı olurken, büyük çoğunluk yaşamdan beklentilerini sağladıklarını düşünmüşlerdir.

Bu kalabalık bebek nüfusunun büyüme sürecinde, yaklaşık her on yılda bir ekonomi büyüme, teknoloji gelişme göstermiştir. Bu açıdan 1960’lı yıllar televizyon, 1970’ler fast-food, 1980’ler evlenme çağıyla birlikte ev sahibi olma, taşınmaz edinme, 1990’lar yaşamın niceliğini yükseltme güdüsüyle elektronik ev eşyaları, 2000’ler ise iletişim patlamasıyla bilgisayar, internet ve cep telefonu ile simgelenen dönemler olmuştur. 2000’lerde artık yaşları 50’yi geçmiş, para kazanmış, ortalama insan ömrü uzamış olmakla daha iyi yaşayabilme olanağına kavuşmuş bu neslin insanları kendilerine önem vermeye başlamışlar, sağlık başta olmak üzere fiziksel bakımla ilgili sektörler hız kazanmıştır. Bugün iş ve politika dünyasındaki Baby Boomer figürleri, tepelerdeki yerlerini X ve Y’lere bırakmakta veya bırakmaya hazırlanmaktadır. Bu kuşak Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 19’unu oluşturmaktadır.

X KUŞAĞI

X kuşağını; 1965-1979 yılları arasında doğmuş bireyler oluşturur. En büyüğü 54, en küçüğü 40 yaşındadır. Bu yıllarda, dünyada önemli değişim ve dönüşümler gerçekleştiğinden ara kuşak, kayıpnesil,geçişdönemiçocuklarıolarak da adlandırılırlar.

Savaş sonrası dönemde kapitalizmin kendini sürdürebilmesi için tüm dünyada Keynesienekonomi politikaları uygulanmaya başlamış, sosyal devlete yönelik çabalar görülmüş; 1970’lerdeki Arap-İsrail Savaşı ile başlayan petrol kriziyle liberal politikalara yönelinmiştir. Dönem Vietnam Savaşı, Ay’a yolculuk, milyonlarca gencin meydanlara akışı ve Prag’da Sovyet tankları gibi çok karmaşık olayların tanığı olmuştur. İhtilal sonrası yapılan 1961 Anayasası’nın getirdiği hak ve özgürlük ortamı ve dünyada giderek artan savaş karşıtı 68 hareketleri, Türkiye’de de özellikle ABD ve NATO karşıtlığı olarak karşılık bulmuş; aynı zamanda yeni siyasal kutuplaşmaları da ortaya çıkarmıştır. 1971 muhtırasıyla geri alınan hak ve özgürlükler, sözü geçen siyasi oluşumları silahlı direniş örgütlerine dönüştürmüş, dönemin sonuna kadar olan sürece, sağ-sol  çatışması olarak daraltılarak ifade edilen, silahlı siyasi eylemler damgasını vurmuştur.

Süreç içerisinde, bebek patlaması neslinin ferah bir yaşam sürmesinin bedelini X kuşağı ödemek zorunda kalmış ve yaşanan ekonomik olumsuzluklar nedeniyle bu nesil, daha çok çalışıp para kazanmaya odaklanmıştır.

Ağabeylerinin aksine, 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra apolitik ve depolitize hale getirilmişlerdir. Dönem ürün odaklıdır. Dünyaya gözlerini merdaneli çamaşır makinası, transistörlü radyo, bantlı teyp, pikapla açmış; çok fazla buluşlara, yeniliklere tanıklık etmişlerdir. Daha çok geniş aile içinde büyüdüklerinden aile bağları yüksektir. X çocukları anne-babalarının izin verdiği ölçüde sokakta oynayabilmiş; komşu teyzenin verdiği salçalı, vita yağlı ekmeği rahatlıkla yiyebilmişlerdir.  Çoğunluğu devlet okullarına gitmiş, pek azı özel okullarda okumuşlardır. Yaşamlarında SBS, TEOG değil, anadolu lisesi ve üniversite gibi iki önemli sınav olmuştur. İş ve meslek hayatlarını önemli ölçüde buralarda aldıkları puanlar belirlemiş; meslek seçiminde aile büyükleri etkili olmuştur. Söz konusu dönemde yaşam şartlarında görülen olumlu gelişmeler, bireylerin davranışlarını da etkilemiş, para dışında, toplumsal yaşamı da öne çıkarmaya başlamışlar; daha iyi yaşam koşulları için daha az çocuk yapmaya; değişen dünyanın dinamiklerine uyum sağlamaya çalışmışlardır. Dört yıl süren petrol krizi süresince artan işsizlik, maaştan çok sosyal güvence sunan kuruluşlara yöneltmiştir onları. Olabildiğince yetingen, toplumcu, belirli bir disiplin içinde yetişmiş, sabırlı, duygusal ve idealisttirler. Çalışma yaşamı açısından kurumlarına bağlı, kabul edebilirlikleri yüksek ve aynı işte uzun süreler çalışabilecek olmaları da X kuşağının özellikleri arasındadır; ancak daha iyi kariyer olanakları bulduklarında iş değiştirebilmektedirler.

Toplumsal sorunlara duyarlı, iş motivasyonları yüksek, otoriteye saygılıdırlar. Bu kuşağın bireyleri kendi sorunlarını kendileri çözmeye yatkın olduğundan, özgüvenleri ve inisiyatif kullanma yetileri daha yüksektir. İşe bakışları yaşamak için çalışmaktır. Çoğu teknolojik devrime denk geldiklerinden, teknolojiyi zorunlu olarak kullanmaya ve değişik iş yapış biçimlerine uyum sağlamaya çalışmışlardır. İş dünyasında yer alabilmek için mücadele veren kadınların çocukları olan X’ler “cinsiyet eşitliği” ile ilk tanışan nesil olmuştur. Hiyerarşiye sıkı sıkıya bağlı, otoritenin önemine inanan, değişimden hoşlanmayan önceki neslin aksine X kuşağı bağımsızlığına verdiği önem ile özelleştirilmektedir. Özellikle Özal‘lı dönemlerde yetişenleri paraya daha fazla odaklanmış bu kuşakta, bireycilik ve rekabetçilik nispi olarak önem taşımaktadır. Satın alma davranışlarında kendileri karar vericidir. Bu neslin erkek bireyleri, babalarından farklı olarak aile yaşamı ve çocuk bakımında daha fazla rol üstlenmişlerdir. Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 22’sini oluşturmaktadırlar.

Y KUŞAĞI (MİLENİAL KUŞAK)

Y kuşağı; 1980 ile 1995-1999 yılları arasında, neo-liberalizme, Berlin Duvarı ve Sovyetler Birliği’nin yıkılış ve dağılışına, Türkiye’de 12 Eylül Darbesi’nin olumsuz koşullarına (bastırılmış, apolitik, depolitize) ve ilk yarısı Özal’lı yıllara, sonrası koalisyon hükümetlerine doğan, en büyüğü 39, en küçüğü 20’li yaşlar civarında, milenial olarak da adlandırılan, X’den tamamen kopuk olmayıp X ve Z kuşakları arasındaki köprü kuşaktır.

Y kuşağının yaşadığı toplumsal olaylar genellikle, dünyanın birçok kentinde yaşanan canlı bomba ve okul saldırıları, İkiz Kuleler’in yıkılışı, Türkiye’de PKK eylemleri gibi terör faaliyetleridir.

Türkiye’de 1980 sonrasında Dünya ekonomik sistemine uyum sürecinde, tüketim mallarının çeşitliliği artmış, tüketim kalıpları geniş kesimlere yayılmıştır. Küreselleşme, kitle kültürü, popüler kültür, magazinleşme, arabeskleşme kavramlarla sıkça kullanılır olmuştur. Kitle toplumu niteliği kazanmaya başlamış, dolayısıyla kapitalist Pazar ekonomisinin isteklerine uygun yayınlarla kitle iletişim araçları tarafından pompalanan popülertüketimkültürütopluma hakim olmuştur. Günlük yaşamın biçimlenmesinde özellikle televizyon önemli bir etki yapmış, en yaygın keyif, eğlence ve alışkanlık haline gelmiş, dilden müziğe, tüketimden politikaya her alana damga vurmuştur. Toplumsal mühendisliklerin etkisi altında kalmış bu kuşak, etraflarındaki krizleri medya etkisiyle görmemeye, unutmaya yönlendirilmiş, sadece tüketmeye çağırılmıştır.

Bölgelere, içinde bulundukları sosyo-ekonomik koşullara göre değişebilmekle birlikte, X kuşağı çocuklarına göre, biraz daha evlerinden bağımsızlaşmaya başlamış, bu durum üniversite seçimlerinde kendini göstermiş, ebeveynlerinin yaşadığından farklı kentlerde eğitim görme şansı yakalamışlardır. Buna paralel olarak hayatlarına yurt kavramı girmiş; yurtta yaşamın doğal sonucu olarak da sorunlarını kendileri çözme, kendi ayakları üzerinde durma yetileri gelişmiştir Y’lerin. Arkadaşlarını kendileri belirleme olanağına kavuşan bu kuşağın arkadaşlık ilişkileri güçlü olmuştur.

Önceki kuşaklardan farlı olarak, PC ve GSM teknolojilerinin büyük bir ivme kazandığı, bireyci, rahat ve küreselleşmeye başlayan bir dünyanın üyeleri olan Y kuşağı, tüketim ve teknoloji ile ilişkilerinin gönüllüolması nedeniyle X’lerden ayrılır. Dönemin getirdiği bu dönüşümler Y kuşağını farklı beklenti ve seçimlere yöneltmiştir. İnternet,eposta, sms, xbox, playstation, iPod gibi yeni araçlarla tanışan Y’ler iletişim, çalışma ve özel hayatlarında dijital teknolojiyi yoğun olarak kullanmakta, günün 24 saati onlineolabilmektedirler. Özellikle internet kullanımında uzmanlaşmaları sayesinde eşzamanlı olarak değişik araçlarla değişik kaynaklardan gelen bilgileri kolayca kavrayabilmekte, çoklu kimlikler kazanmaktadırlar. İnternetin getirdiği hızolgusu onları sabırsız, otoriteden ve bürokrasiden hoşlanmayan, hatta otoriteye karşı saldırgan, kendilerinden farklı olanlara dozu yüksek eleştiriler yapabilen, beklentileri büyük ama bedelini de ödemek istemeyen, apolitiklik, bireycilik gibi rasyonelliği tartışılan karakter özelliklerine yöneltmektedir. Bu nedenle kuraltanımazlıkayırıcı özelliklerinden kabul edilir.

Türkiye gibi gelişmeye çalışan ülkelerde 2025 yılına doğru işgücünün yüzde 60’ına yakınını oluşturacağı öngörülen Y neslinin günümüzde; yaşamın içinde olma, eğlenme, gezme, yeni şeyler deneme, yoğun çalışma, başarı, para, alışveriş, ne istediğini bilme, hayallerinin peşinden koşma, dil öğrenme, sevdiklerine zaman ayırma vazgeçilmez düşünce ve aktiviteleri; özseverlik, teknokratlık, dünyaya açıklık, yarışmacılık, bireycilik ve girişimcilik karakteristik özelliklerindendir. Dönemin sonuna doğru gençliğin, en çok borsa ve döviz fiyatlarıyla ilgilendikleri görülmüştür. Bir düşünce veya ideoloji uğruna kendilerini feda etmek akıllarından bile geçmemiştir.  Özgüvenleri yüksek olmakla birlikte, kimi zaman abartılı bulunmaktadır.

Y kuşağı harcamak için çalışan, hızlı tüketici bireylerden oluşur genel olarak ve dönem tüketici odaklı olarak tanımlanır. Satın alma davranışlarında kitlesel ve tekdüze olanı değil, kişiye özel ve kendine özgü olanı tercih etmekte ve hemen gerçekleşmesini istemektedirler. Satın alma davranışlarının bir diğer özelliği de kendileri gibi olanların, çevrelerinin onayı, okul, mesai, oyun, grup arkadaşlarının düşünceleri; bunları önemsemektedirler.

Y kuşağı hiyerarşi içinde çalışmayı benimsemeyen, iş yaşamına katılır katılmaz kendi işinin patronu olmayı arzulayan, kısa sürede yetki alıp yükselmek isteyen, kariyerist tutumlarıyla alışılagelmiş çalışma alışkanlıklarını değiştirmektedir. Bu özellikleriyle bir yandan kuruluşlara yeni değerler katarken, bir yandan da eleştirilmekte ve kuşkuyla karşılanmaktadırlar. İş ve yaşam arasında denge kurmak, özgür olmak, kendilerinin değil yeteneklerinin yönetilmesini istemek nedeniyle, ortalama çalışma süresini 2-3 yıla düşürecek kadar sık iş değiştirmektedirler. Bu da aidiyet ve bağlılık duygularının zayıf olduğu sonucunu doğurmaktadır.

Yöneticilerinden ya da ailelerinden olumlu ya da olumsuz, ama bire bir geri bildirim almayı önemsemekte; tecrübe, yaş ve konuma değil yetenek ve başarıya saygı göstermekte; değerlerini hissettirecek kuruluşlarda çalışmayı daha fazla ücrete tercih edebilmektedirler. Yöneticilerinden ve çalışma ortamından; rollerinin açık ve net bir şekilde belirlenmiş olduğu uygun bir pozisyonda kişisel gelişimlerine yol açan, yaratıcı ve yenilikçi düşüncelere açık, ölçülebilir hedeflere katkılarını gören, stratejilere uyguluğu geri bildirimlerle değerlendiren, takım çalışmalarını destekleyen, takdir eden ve yol gösteren olmalarını beklemektedirler.

Z (MİLENYUM, İNTERNET) KUŞAĞI

Z kuşağı; 2000 yılına yakın veya 2000 ve sonrasında doğmuş milenyum veya internetkuşağı da denilen “kristal çocuklar”dır. Yaşam biçiminde meydana gelen büyük değişimler özellikle Z kuşağı bireylerinin bambaşka bir dünyada büyümelerini beraberinde getirmiş, özellikle teknolojide ortaya çıkan olağanüstü gelişmeler onların bireysel özelliklerinin diğerlerinden ayrılmasına yol açmıştır. Z kuşağı dijital devrim yanında Afganistan, Irak, Suriye savaşlarının, Arap Baharı, Gezi Parkı gibi toplumsal olayların tanığı olmuştur.

Türkiye’de sadece AKP dönemini tanımış Z neslinin, toplumsal yaşamda din olgusunun belirgin bir şekilde öne çıkarılması ve eğitim politikasında bu yönde yapılan değişiklikler sonucu farklı değer yargılarıyla yetişmekte oldukları, kendi içlerinde birbirlerinden uzaklaştıkları, kutuplaştıkları gözlenmektedir.

Diğer taraftan Türkiye, bu dönemde AVM yaşamını tanımıştır. AVM’ler yeni tüketici davranışları yönünden kutsal binalar, satıcılar açısından da verimli satış mekanizmaları olarak algılanan toplumsallaşma mekanları haline gelmişlerdir.

Diğer kuşaklardan farklı olarak teknolojinin tam göbeğine, oyuncak yerine iPod, laptop, playstation, akıllı cep telefonu, MP3 çalar, DVD oynatıcı gibi alet ve araçların içine doğan ve bunlarla büyüyen Z çocukları, diğerlerine göre bazı konularda şanslı, bazılarında ise değildir. Türkiye nüfusunun yüzde 17’sini oluşturan Z kuşağı çocuklarının en büyük şanssızlığı proje çocuk olmaları; en iyi okullara gidip en başarılı olmaya yönlendirilmeleridir. Facebook, İnstagram, YouTube, WhatsApp gibi sosyal ağlar aracılığıyla iletişim kuran bu çocukların başka çocuklar ve başka aileler ile iletişimi zayıftır. Az sayıda kardeşe sahip olan bu nesil, değil komşunun verdiği salçalı, yağlı ekmeği yemeyi, alt ve üst katlarında oturanları bile bilmezler. Akıllı telefonlar ve içindeki iletişim, paylaşım ve eğlence araçları ayrılmaz parçalarıdır. Ev ödevlerini tablet ve bilgisayarları aracılığıyla internet yardımıyla hazırlarlar. Konuşmaya bile başlamadan teknolojiyi öğrenmeyen bu çocukların dilleri de bozulmuş, kendilerine özgü bir internet dili oluşturmuşlardır.

Ayrıca, Z kuşağı bireyleri, iletişim kolaylıkları ile birbirlerinden uzakta olsalar bile hep bir aradalar; küçük cihazlarıyla her an yazılı, sözel, hatta görsel olarak birbirlerine bağlanmaktalar. Çeşitli sosyal ağların üyeleri olan bu networkgençleri, uzaktan ilişki kurabildikleri için tek başlarına, yalnız yaşamaya mahkum olmaktalar ve olacaklar. Ayrıca böyle bir yaşamı tercih de etmektedirler.

İki Z çocuğunun arkadaş olabilmesi için iyi anlaşıyor ve birlikte keyifli zaman geçiriyor olmalarından çok, ana babalarının mesleki statüleri ve kendi başarılarının önem taşır hale geldiği gözlenmektedir. Ebeveynin genellikle çalışıyor olmalarından dolayı erken yaşta kreşe, böylece öğrenmeye ve eğitim hayatına başlamış olmaktadırlar. Klasik çocuk hastalıkları olan kızamık, su çiçeği gibi hastalıklar yerine dikkat eksikliği, hiperaktivite ve obezite ile tanışmakta, hayatlarına GDO ürünler girmektedir.

Dönemin ve kendilerinin özelliklerinden dolayı Z kuşağı GSM tabanlı bir nesil olacaktır. Dünya zevklerine düşkünlük, işlerini kısa sürede yerine getirme, aynı anda birden fazla konuyla ilgilenebilmek becerisi, yaratıcılığa önem veren aktivitelerden hoşlanma, teknolojiyi hızlı biçimde kavrama ve kullanma, sonuç odaklı olma gibi özellikleriyle dikkat çekmektedirler. Tarihin motor beceri eşgüdümü en yüksek, en fazla eğitim almış, çok diplomalı, uzman ve mucit nesli olacakları öngörülmektedir. Ancak tatminsiz, kararsız, maddeci ve doğuştan tüketicidirler. Marka düşkünlükleri bulunmamakta, trendleri izlemekte, favori aktivitelerinin başında online oyunlar gelmektedir. Adaleti, barış iklimini, farklılaşmayı değil benzeşmeyi önemsemekte, doğa katliamının ve dünyadaki sefaletin farkındadırlar.

Kendi ebeveynlerinden daha düşük yaşam standartlarıyla karşılaşma riski Z’leri, para harcamaktan çok biriktirmeye, part-time işlerde çalışmaya yöneltmektedir. Kendilerini hayallerine ulaştıracak mesleklere yönelmektedirler. Satın almada reklamlara değil, sosyal medyadaki deneyim ve önerileri dikkate almaktadırlar. Akıllı olmayı iyi görünmeye tercih etmektedirler. Geniş bir bilgi ağına kolayca ulaşmakta, çok uzak kültürleri bile tanıyabilmektedirler. Z’lerde idealizm güçlenmektedir. Sorgusuz yaşayacakları, çalışma dönemlerinde her şeyin makineler tarafından yapılıyor ve yapay zekalar tarafından karar veriliyor olacağı öngörülmektedir.

Araştırma sonuçlarına göre teknolojinin içine doğan Z kuşağının, X ve Y’lere göre sosyal ağlara ve buralardaki mahremiyete yüklediği anlamlar farklıdır. Z kuşağı diğer iki kuşak gibi sosyal ağları ayrı bir gerçeklik alanı olarak görmemekte, gerçek hayatta mahremiyetini ne kadar paylaşıyorsa sosyal ağlarda da o düzeyde paylaşabilmektedir. Ancak Z’ler kişisel bilgilerini sosyal ağlar üzerinden paylaşmayı yeğlememekte; onları korumak amacıyla sahte hesaplar oluşturabilmektedirler.

Her üç kuşağın da sosyal ağlarda, siyasi ve dini konulardaki görüşlerini gizleme tutumları farklıdır. Bunalımlı yılların yaşandığı bir dünyaya doğan X kuşağı, yaşadığı politik süreçler nedeniyle siyasi ve dini düşüncelerini sosyal ağlarda paylaşırken, internet sayesinde çoklu kimlikler edinmiş Y kuşağının bu konuda kararsız olduğu; tüm teknolojik gelişmelere kısa sürede uyum sağlayan Z’ler ise gerçekle sanal arasında bir ayrıma gitmemekte; siyasi ve dini düşüncelerini çevresiyle paylaştığı ölçüde sosyal ağlarda da  paylaşabilmektedirler.

SONUÇ

Açıklamak için bilgi toplumu kavramının yetmediği, sosyalleşme ve bilgi paylaşımının geleneksel yolları olan okul, kulüp, dernek, parti, ev toplantısı ve benzerleri yerine ağlar ve sosyal medya üzerinden ve çok hızlı bir şekilde giderildiği toplumuna geçişin yaşandığı, zaman ve konumun mobil iletişim aracılığıyla ortadan kalktığı, eğitim, eğlence, giyim, okunan kitaplar, izlenen filmlere kadar her şeyin her an her yerde izlenebildiği küresel kasaba haline gelmiş, tüm düşünce ve yaşam biçimlerinin birbirine yaklaştığı bir dünyadayız.

Jenerasyon araştırmacısı Evrim Kuran, “Telefondan Tablete” adlı kitabında, doğal olarak kapitalizmin ağzıyla; üretici odaklı bebek bombardımanı, ürün odaklı X, tüketici odaklı Y döneminden sonra, bağlam odaklı Z nesli ve döneminin ortaya çıktığını belirtmekte. Ona göre, öğretmenlerden kamuoyu önderlerine, müdürlerden markalara, şirketlere hayatın her alanındaki figürler, bilgelikten daha çok kolaylaştırıcı, yol gösterici birer rehber olmak zorunda kalacaklar. Bağlam oluşturma yolu olan birer küratör, düzenleyici olmayı seçeceklerini, 19. yüzyılın reaktifliği ile 20. yüzyılın proaktifliğinin, yerini bu dönemde koaktifliğe bırakacağını; üretim, tüketim, eğitim, iletişim gibi her alanda egemen ezberlerin bozulacağını ve ayrım yaratmak yerine değer yaratmaya odaklanılacağını öngörüyor. Yazara göre daha gerçek, yaratıcı ve uyumlu bir dünya ortaya çıkacak, Z nesli ergin bireyler haline geldiğinde sadeleşme, sürdürülebilirlik, girişimcilik, sivil toplum inisiyatifleri, doğa ile barışık ürünler, barışçıl bir dil ve yaratıcı zeka öne çıkacak.

Ancak Z kuşağı ile simgelenen teknolojik gelişme bu kadar da masum değil… Kapitalizm ve teknolojik gelişmelerin yan etkileri olan iklim değişiklikleri, küresel ısınma, genetiği değiştirilmiş ürünler, nüfusun aşırı artışı, yalnızlık, yabancılaşma, kişisel bilgilerin mahremiyeti ve sosyal ağlar karşımıza çıkan başlıca sorunlardır. Yapay zekalı ölüm araçları, kalabalıklar içinde yalnızlık, depresyon ve intihar rakamları, internet bağımlılığı gibi yeni tıbbi alanlar doğuran yeni psikolojik hastalıklar dikkati çeker hale gelmiştir.

Bu kadarla da kalmayacaktır… Kapitalist sistem ve teknoloji, gelecekte bazı çatışmaları getirecek, çarpışma alanları ortaya çıkaracaktır. İlk çatışma alanı, eğitimi ve yetenekleriyle ortaya çıkması muhtemel dijital elitler diyebileceğimiz bir sınıfın ortaya çıkmasından doğacaktır. Sermayenin masasında yer alacak olan bu sınıf bugünkü devlet, şirket ve toplumlardan daha güçlü bir iktidarın uygulayıcıları olacak, gelişmelere uyum sağlayamayan sıradanlardiyebileceğimiz belki de büyük çoğunluk ile bunlar arasında kaçınılmaz olarak çatışma yaşanacaktır.

İkinci gerilim liberaller ile  tutuculararasında olacaktır. Geleneksel, bant üretimci iş ve çalışma piyasasının aktörleri, gelecek korkusu ile kendilerini daha güvende hissedecekleri güçlü liderlerin iktidarlarını tercih edecek; bu da güçlü liderlerin, seçmen desteği ile bugün Avrupa’da görülen göçmen sorunu ve İslamofobi gibi, daha koruyucu kararlar alması sonucunu doğuracaktır. Ekonomik canlılığın Uzak Doğu’ya kaydığı düşünüldüğünde bu tutucu, koruyucu politikaların,  batıda görüleceği öngörülebilir. Bir tür varlığını sürdürme sorunu haline gelen bu çatışma, bir kısım hak ve özgürlüklerin kısıtlanması sonucunu da doğurabilir.

Bir başka çatışma alanı devletler ile ulus aşırı şirketlerarasında görülecektir. Devletler, bu varoluş mücadelesinde bir yandan sıradanların ekonomi dışına itilmesi nedeniyle, bu tabakanın ortaya çıkaracağı maliyetlere boğuşurken, diğer yandan da korku içindeki bu insanları daha kolay yönetecek, daha kalitesiz hizmetlere ve daha sert yönetim araçlarına rıza göstermede sorunla karşılaşmayacaklardır. Küresel dev teknoloji şirketleri ise biriktirdikleri dünya çapındaki verilerle, hedef kitleleri çok iyi tanıyıp çok kolay manipüle edebileceklerdir. Bu devler, yeni teknolojilerle devletin sağladığı güven ihtiyacını ikame edecek, sınırlar ötesi hizmet üretebilme yetenekleri ve dijitalleşmiş dünya halklarının da bundan duyduğu hoşnutluk yeni alanlar doğuracaktır. Kapalı değil sınır tanımayan bir ekonomik model isteyen, milyarlarca insanın katılımdan elde edilen gelirlerle bazı devletlerden bile daha güçlü hale gelecek bu küresel devler, devletlerin varlığını, sınırların kalkmasını, dünya vatandaşlığı gibi olguları tartışmaya açacak, büyük olasılıkla bunu başaracaklardır.

Durmayan bir sistemde, durmayı özleyen, mutluluğu aramaktan yorgun ve umudunu kaybetmiş insan ile giderek daha da akıllanan makinelerin hızla bütünleşmeye gittiği bir dünyanın geleceği adına adil, barışçı, özgürlükçü, eşitlikçi, mutluluk temelli çözümlerle yeni bir denge kurulması zorunludur.

Aksi halde, devletlerin olmadığı bir geleceğe yön verecek hegemonik iktidarın güdümünde, yetenekli dijital elitlerin hizmet ettiği, sıradanların değersiz bir alt sınıf olarak konumlandırıldığı yapıda, insanlığın temel sorunu olan refahın nasıl bölüşüleceğine ilişkin çatışma asla sona ermeyecektir. Daha bugünden filizlenmeye başlayan, sermeye ve refahın elitleri karşısında hayatta kalmaya çalışan teknolojinin köleleştirdiği insanlar, sıradanlar, sıradan toplumlar ise, sanıyorum büyük silahlı, biyolojik ve/veya kimyasal savaşlar sonucu bu paylaşım çatışmasının ölenleri olacaklardır.

Metin BAŞARAN

Kaynaklar:

“Telefondan Tablete” – Evrim Kuran

“Y Nesli Üzerine Sosyolojik Bir Analiz” – Tuna Çağlar Topgül

“Türkiye’de Gençliğin Toplumsal Kimliği ve Tüketim Kültürü” – Cem Şahin

“X, Y, Z Kuşakları” – Mustafa Morgil – karar.com

“Sosyal Kuşaklar” – Nizamettin Biber – blog.milliyet.com.tr

“X, Y, Z Çocuklarının Özellikleri” – icebergcocuk.com

 “X kuşağından Z kuşağına Değişen Mahremiyet Algısı” – researhgate.net

 “Kuşakları Anlamak ve Yönetmek – Barbaros Kon – humanica.com.tr

Avatar
Metin BaşaranDiğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

Avatar
Sefa

Üstad harika bir analiz. Cengiz son yazı demiş ama lütfen fikrinizi yeniden değerlendirin. Saygılar

Avatar
Arif Sönmez

Nefis bir yazı olmuş Metin kardeşim… Eline sağlık

    Avatar
    admin

    Teşekkürler Değerli Üstadım. Saygılar.

istanbul escort

istanbul escort

ankara nakliyat

escort istanbul