TAŞ PARÇASI DEĞİL ONLAR!

30 Nisan 2019 259 views 0

Geçmişi Yontma Taş Devri’ne, belki de kırk bin yıl kadar öncesine ait mamut dişinden yapılmış bir kadın başından anlaşıldığı üzere çok daha eskilere giden heykel; bir güzel sanat dalı olarak kil, alçı, tahta, metal, mermer ya da taştan, oyma, yontma, dövme gibi çeşitli yöntemlerle biçim verilerek yapılan eser olarak tanımlanır. İnsanoğlu anlamlandırdığı şeyleri ölümsüz kılmak, sevinçlerini, acılarını, inançlarını, tarihlerini cisimlendirmek, unutulmaz kılmak istemiş olmalı… Bu nedenle de salt görselliğin ötesinde heykel, ona bakan insanla fiziksel bir ilişki kurar, onu bir şekilde bir anlama sürükler, görüntüsünün ötesinde bir derinlik taşır.

Teorik kısmı bir yana bırakıp bir anı ile başlayalım… Sibirya’da kalesiyle, kuleleriyle, tarihiyle, nehir kenarında kurulu küçük ve şirin bir kent olan Tobolsk’a gitmiştim bir tarihte. Kenti dolaşırken kalenin içinde bir heykel dikkatimi çekti. Elinde bir kitap bulunan, kaidesinde bir takım sembollerin bulunduğu ve Kiril alfabesiyle Mendeleyev yazan dev bir adam. Hani şu elementlerin periyodik tablosunu, atom ağırlıklarını, kısaca pek de hoşlanmadığımız kimya derslerini başımıza bela eden ve 1834’te Tobolsk’ta doğduğunu o zaman öğrendiğim bilim adamı. Bir an ona borçlu olduğumu hissettim, saygı duydum. Çünkü üniversiteye girişimi bana kimyayı sevdiren hocama ve kimyadaki göreceli başarıma borçluydum. Taştan yontulmuş bu basit insan figüründe cisimlenen kişi, kimyacıların anayasası olacak periyodik tablo ile kendisinden günümüze birçok bilimsel gelişmenin öncüsü olmuştu. Heykelin, kendisine bakan kişiyle fiziksel ilişki kurması, onu bir yerlere sürüklemesi bu olmalıydı. 20’nci yüzyılda yeni keşfedilen bir elemente, bu büyük adamın anısına “Mendelevyum” adı verildi.

Şimdi de biraz tarihe yolculuk yapalım… 1500’ler İtalyası’nda “Tanrı iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar da kendi iradelerini hakim kılmak için Tanrı’yı” diyen Giordano Bruno adlı bir filozof ve gökbilimci ortaya çıkmıştır. Sadece bu kadarı bile Kiliseyi kızdırmak için yeterliyken; durmamış, “Sonsuz mekândaki sonsuz maddeler bir bütünlük içindedir.

Dünya sonsuz gezegenler ve yıldızlardan sadece biridir ve hiçbir ayrıcalığı yoktur. Uzay yaratılmamıştır ve hiçbir şey değişmez değildir.” diyerek kendisini ölüme götürecek yolu, bildiği halde, bilim aşkıyla adım adım hazırlamıştır. Oysa Tanrı’ya da bilime de inanmaktadır; doğmalara karşı evrenin sonsuzluğuna inanmaktadır. Sonunda beklenen sonuç gerçekleşir; Kilisenin ve kutsal kitapların düşüncelerine aykırı düştüğünden yargılanıp suçlu bulunur. Kararı açıklayan yargıca “Siz benden daha fazla korkuyorsunuz.” diyerek, zaferin elde edilebilirliği konusundaki mertçe savaşından, ne yazık ki ruhunun gücünün bedeninden esirgendiğinden, gelecek kuşakların gerçek uğruna savaşmayı tüm yaşam zevklerinden üstün tutacağına olan inancından geri adım atmaz. Bedelini öder; yakılarak öldürülür. Ve şimdi, Rönesans felsefesinin öncülerinden birinin cisimleşmiş hali olarak, yakıldığı yer olan Roma’nın en ünlü meydanında heykeli dikilidir.

1600’lerin İtalyası’nda “Sonlu aklınızla, sonlu için koyduğunuz kural ve ilkeleri sonsuza uygulamaya kalkmayın. Kainat dediğimiz kitap, yazıldığı dil ve harfler öğrenilmedikçe anlaşılamaz. O, matematik diliyle yazılmış; harfleri üçgen, daire ve diğer şekillerdir. Bu dil ve harfler olmaksızın kitabın tek sözcüğünü anlamaya olanak yoktur.” diyen Galileo Galilei adlı bir astronom ve fizikçi ortaya çıkmıştır. Sadece bu kadarı bile Kilisenin kılıcını çekmeye yeterliyken; Güneş merkezli evrenden ve Dünya’nın döndüğünden bahsetmeye devam etmiş, “Her şeyi bilme şeklindeki bu kendini beğenmiş küstahlığın temeli, hiçbir zaman hiçbir şeyi anlamamış olmaktan öte değildir.” sözüyle ölüme meydan okumuştur. Aslında Tanrı’ya da bilime de inanmakta, sadece doğmalara karşı çıkmaktadır. Ancak Kilisenin ve kutsal kitapların düşüncelerine ters düştüğünden yargılanmış; mahkemede “görmedim, duymadım, bilmiyorum” diyerek yanmaktan kurtulmuştur. Yine de durmamış, yazdığı bir kitaptan dolayı tekrar yargılanmış, ömür boyu ev hapsine mahkum edilmiştir. Şimdi astronominin ve fiziğin babasının cisimleşmiş hali olarak Papa’nın ülkesi Vatikan’da heykeli dikilidir.

Ve o heykeller sadece birer taş parçası değildir. Daha o çağlarda bilimle inancı ayırabilmek yürekliliği gösteren, bilim uğruna ölüme meydan okuyan yüzlerce insandan sadece ikisinin cansız ifadeleri, sonsuz derinlikleridir.

Öfkelerin, hınçların, kinlerin heykellere yöneldiği günümüzde inanç ile bilimi ayırmak çok önemli hale gelmiştir. Taş, put gibi sıfatlarla yok edilmeye çalışılan bu yapıtlar, insanoğluna çok şey anlatmaktadır.

Tabii anlayanlara !

Avatar
Metin BaşaranDiğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

istanbul escort

istanbul escort

ankara nakliyat

escort istanbul