OTORİTER REJİM – TOTALİTER REJİM

09 Mayıs 2019 6.494 views 0

Otoriter rejimlerin geleneksel tarzları, söz gelimi mutlak monarşiler, sınırlandırılmamış tek kişinin yönetimine karşılık düşerler. Bunun yanında, bürokratik ve askeri otoriter rejimler daha çok modern siyasal sistemler içinde vücut bulurlar. 20’nci yüzyılda özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki askeri darbe rejimleri yanında, lidere ya da tek kişiye dayanan, Almanya’da Hitler’in, İspanya’daki Franco’nun önderliğindeki rejimler örnek gösterilebilir.

Otoriter rejimlerdeki ortak özellik, siyasal gücün bir kişinin, bir kesimin, bir partinin veya bir organın elinde toplaması, yoğunlaşması ve merkezileşmesidir. Aynı zamanda bu gücü denetleyecek yargı ya da toplumsal örgütlenmeler gibi ara mekanizmalar ya ortadan kalkmış ya da zayıflamıştır; dolayısıyla siyasal iktidarın sınırlandırılması ve hesap verir olması artık çok zordur. Otoriter rejim aynı zamanda bir siyasal baskı rejimidir; baskının biçimi ve araçları değişebilir. Otoriter rejimler aynı zamanda totaliter de olabilir.

Totaliterlikte, siyasal iktidarın ölçeği büyür ve genişler. İktidarın ya da devletin denetim alanı ya da karar verici olduğu alan, kamusal kurumların ve kamusal alanın sınırları dışına taşar, özel alana hatta mahremiyet alanına kadar uzanır. İktidarı elinde bulunduranlar, siyasal, toplumsal, kültürel hemen her alanda, düzenleyici, denetleyici ve karar verici durumdadırlar. Siyasal iktidarın içeriğinde de bir farklılık söz konusudur; tüm toplumu bir ideoloji üzerinden şekillendirmek amaçlanır. Ölçeğin genişlemesinin temel nedeni de burada yatar zaten. Bir ideoloji var olan sistemi köklü bir şekilde değiştirmek istediğinde olabileceği gibi, var olanın yeniden üretilmesinde ya da var olanın meşrulaştırılmasında da bir işlev görebilir.

Ancak, bir ideoloji ya da siyasi proje dogrultusunda sistemi biçimlendirmeye ya da değiştirmeye yönelik her girişim totaliter bir rejim yaratmaz; bunun için başka koşullar da gereklidir. Aksi takdirde devrimlerden sonraki her yönetim biçimini totaliter diye etiketlemek gibi yanlış bir sonuca varırız. Totaliter sistemlerin en önemli özelliklerinden biri de çoğulculuğun ortadan kalkmasıdır. Tıpkı otoriter sistemlerde olduğu gibi, baskıcı, muhalefet ve eleştiriye izin vermeyen bir devlet vardır; fakat otoriter rejimlerden farklı olarak farklı görüşlerin, seslerin kendisini duyurabileceği bütün kanallar kapatılır.

Çok partili yaşama, sivil toplum örgütlerine, demokratik kitle örgütlenmelerine, özgür bir basına, özgür bir düşünsel ortama kesinlikle yer yoktur; siyasal çoğulculuk gibi toplumsal ve kültürel çoğulculuk da kırpılıp yok edilir. Sadece devletin belirlediği ideoloji doğrultusunda çalışan, devletten bağımsız değil tam tersine devletin bir kolu gibi ideolojiyi topluma yayma amacı taşıyan sendikalar veya diğer toplumsal örgütlenmeler var olabilir; ya da yine devletin ideolojisini yayma görevi üstlenmiş, rıza üreten (meşruiyet sağlayan) görsel ve yazılı basın söz konusu olabilir. Hatta edebiyat, sinema, mimari, müzik bile devletin izniyle belirlenmiş standartlarda üretilen yapıtların içinde yüzdüğü bir havuz haline gelmiştir. En önemli unsurlardan biri de yeni bir tarih yazımıdır.

Şimdiye kadar totaliterliğe ilişkin üç temel özellik üzerinde durduk. Dördüncü ve çok önemli bir özellik daha var: “Korku”, “şiddet” ve “terör” üçgeni. Terör derken elbette devlet teröründen söz ediyoruz. Bir sistemin totaliter olabilmesi için, insanların sadece devletin şiddet araçlarından değil, birbirlerinden de korkması gerekir. Öyle ki, toplum kamplara bölünür ve sürekli düşman yaratılarak; düşmana karşı hem nefret hem de ondan korkma duygusu üretilir. Bununla da sınırlı değildir; “düşman” olarak belirlenmiş unsurlara karşı sürekli şiddet ve terör vardır; toplama kamplarına kadar uzanan bir terör. Bu aynı zamanda “biz” olarak belirlenmiş kesimin, rejime kitle desteğinin sağlanması açısından da önemlidir. Aykırı bir sesin ve sürüden ayrılanın başına aynı şeyin gelebileceği tehdidinin yarattığı korku sürekli canlı tutulur.

Totaliter rejimlerde “kitle desteği” olmazsa olmaz koşullardan biridir; bu nedenle sürekli ya şiddet ya da iknaya dayanan, çoğu zaman da bunların ikisinin birlikte işletildiği rıza oluşturma (meşruiyet sağlama) mekanizmaları çalışır. İkna mekanizmalarının en başta gelenlerinden biri de “yalan”dır. Irksal üstünlük gibi büyük siyasi yalanlar yanında, taktik gereği sürekli küçük yalanlar da üretilir.

Prof.Dr. Filiz ZABCI (AÜ – SBF)

Avatar
Metin BaşaranDiğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

istanbul escort

istanbul escort

ankara nakliyat

escort istanbul