BORÇ (Bir Çınar Vardı)

25 Temmuz 2019 128 views 0

Malta çarşısına olanca sıcaklığı ile yüklenince güneş, dükkân saçaklarının altına sığınır esnaf.
Dükkân kapısı hak kapısıdır, hak kapısından içeri bakan olmaz pek o saatlerde.
Tevekkül ve rehâvet güneşin yakıcı ışıklarıyla caddeyi doldurur ağız ağıza.
Kır düşmüş top sakallı bir hamalı vardır çarşının, yediden yetmişe “Romanyalı” diye çağırır millet. Heybetli görünüşü ve temizce kıyafetiyle ona ısınıverir insan. Gözlerindeki pırıl pırıl îmânda beni kıskandıran bir şey vardır. Sükûnet verir. Bekârdır Romanyalı. Caddeden geçen, kadın cinsinden küçük veya büyük hepsini teklif ederler.
-”Abe Romanyalı” der, kahveci Ali Efendi. “Abe alıver şu kızcağızı”
Saf yüzündeki ciddiyet bir kat daha artar.
Boynu bükük:-”Bize yaramaz bunlar Ali Efendi bilâder” diye cevap verir.
Tuhaftır Romanyalı, “Bize yaramaz” sözünün içine sığıverir neler istediği.
Zayıf aklının olanca muhafazakârlığıyla her gözden uzak tutmayı, sâdece kendi sâhip olmayı kurar ileride evleneceği kadına.
Bir çok filiz misali upuzun, japone entarisinden cömertçe taşmış kollu, Marilyn kalçalı kızı, teşhir zevkinden mahrûm idrâksiz ve intibak imkânından uzak kafasıyla reddetmesi bundandır.
Yaşlı esnaftan dinlerim; deliler zor kocar derler. Bu ne zamanın Romanyalısıdır bilsen, hiç de değişmedi bilâder.
Yine dükkânın önüne iskemleleri attığımız bir gündü, esneye esneye parti münakaşaları yaptığımız bir gün. Romanyalı, taşıdığı yüklerin eğemediği dimdik oturuşuyla aramızda, orta yerimizdeydi. Sığındığımız gölgelik, fırın gibiydi, ara sıra geçen otomobillerin kaldırdığı tozla hava daha ağırdı. Yanımıza çekinerek bir kadın yaklaştı. En iri görünenimize “Romanyalıya” sokuldu. Hastaydı zavallı, renksiz şakaklarında utanmaktan mütevellit bir kırmızılık dalgası vardı. Hepimiz birer bahane ile başlarımızı başka tarafa çevirdik. Temiz kıyafeti, bir şey istemek için geldiğini gizlemiyordu.
Kadın, eğildi ve Romanyalı’nın kulağına bir şeyler fısıldadı.
Hava sıkıcı, ihtiyaç içinde kıvranan kadının mırıltısı sıkıntılıydı.
Birden onun hiddetle iskemlesinden doğrulduğunu gördüm. Kırçıl sakalının örtemediği yanakları kan hücumuyla kıp kırmızıydı.
Kadına dikkat etim, daha zayıf ve daha küçülmüş gibi geldi bana.
Romanyalı:
-”Be hanım” diye haykırdı; “biliyoruz iki lira borcumuz var, bu kadar milletin içinde bunu istemenin mânâsı var mı yâni?”
Derhal elini geniş ceket cebine attı ve iki gümüş lira çıkardı.
-”Hadi”, dedi; “Gelmişken verelim bâli.”
Bize döndü,
-”Borç ödemekle biter” dedi.
Kadın doğrulmuştu, yumuşacık ifâdeli gözleri hayret ve minnetle pırıl pırıldı. Bir şeyler mırıldandı. Giderken arkasından baktım ve demin gelen kadın olduğuna inanamadım bir türlü.
Bir sükût oldu etrafta, hepimizi ezen, hepimizi kahreden bir sükûttu bu.
Köfteci Hasan’ın riyâkâr kahkahasıyla biraz toparlandık.
-”Kesildin karıya be Romanyalı.”
Hepimiz gülüştük gûyâ ve Malta çarşısının eğri parkeleri bir hamalın ve bir sürü dükkân sâhibinin kahkalarına şâhit oldu bu gün.

(Bahaddin ÖZKİŞİ, Bir Çınar Vardı)

Avatar
Selçuk UysalDiğer Yazıları
BENZER KONULAR
YORUM YAZ

istanbul escort

istanbul escort

ankara nakliyat

escort istanbul